Anasayfa / Kültür ve Sanat / ANADOLU’DAN KENTE BİR OZAN: HAYDAR ERGÜLEN

ANADOLU’DAN KENTE BİR OZAN: HAYDAR ERGÜLEN

Ozanların diyardır bu topraklar, onların yazdığı şiirlerin tek kıtasında, tek dizesinde dahi sayfalarca yazılacak öğütler, felsefeler çıkarılır; bir başka insanın yüzlerce sayfa yazıp anlatamadığını, onlar tek dizede, tek kıtada anlattılar bizlere. Anadolu’dan gelen bir temsilden de beslenmiş, o aşıkları tanımış, o ozanlara “amca” demiş kadar yakınlık kurmuş, kentte daha da gelişmiş, kentli kimliğinde bize şiir söylemiş. Yaşayan önemli kent ozanlarımızdan biri Haydar Ergülen ile keyifli bir röportaj yaptık:

Sait Faik deyince Burgazada’ysa benim de Eskişehir’dir

İnsanın var olduğu mekanlar vardır, özellikle yazı yazıyorsanuz, şiir yazıyorsanuz. Nasıl ki Yaşar Kemal deyince Çukurova bölgesi aklımıza gelir, Orhan Kemal deyince  önce Çukurova ve sonrasında İstanbul’un kenar mahalleleri, Orhan Pamuk deyince Nişantaşı, Sait Faik deyince Burgazada’ysa benim de Eskişehir’dir. Her yazar inandığı inanıştan, yaşadığı, doyduğu, anılarının geçtiği yerden beslenir yazarken, ben de öyle, Eskişehir’den beslenirim. Orası “farklılıkların başkenti”dir benim için, Eskişehir özel bir yerdedir. Bugün de öyledir, her kesimden, inanıştan, memleketten insan orada özgür ve farklılıklarıyla yaşar bir arada, kimse kimseye “öteki” olarak bakmaz . Lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Gençliğim, aşklar, dostluklar hepsi Ankara’daydı. Sonradan önemli şairler olan arkadaşlarım, birlikte yetiştiğimiz şairler oradaydı: Behçet Aysan, Ahmet Erhan… Birlikte şiir yazdık, birlikte şair olmak istedik, o yüzden Ankara  aynı zamanda “arkadaşlıkların” da başkentidir. İlk kitabım İstanbul’da çıktı 81 yılında, Yeni Türkü Yayınları’ndan, ancak şiirler Ankara’da yazıldı. Şair arkadaşım Yaşar Miraç ve Adnan Özer vesile oldu çıkmasında. İkinci kitabım on sene kadar sonra çıktı. Ara vermek değil de, kitap çıkarmak gibi derdim yoktu. Yoksa zaten edebiyatla iç içeydim, on yaşımdan beri ciddi ciddi kitaplar okurdum, ancak kitap çıkarmak derdim olmadı hiç, ilk kitabımdan sonra bu bir ara değildi. Derken Murathan Mungan Remzi Kitabevi’nin başına geçmişti, o beni önermiş, bir de Korsan Yayınları’ndan Orhan vardı, o da ayrıca isteyince, aynı hafta iki kitabım birden farklı yayınevlerinden yayınlandı. O vakte kadar reklamcılık işlerinle yoğunlaşıyordum, çalışıyordum. Tamam, şiir günleri atölyeleri yapıyordum, dergiler çıkartıyorduk, ama kitap basma derdim yoktu. Yine arkadaşlarım vesile oldu. Mehmet Fuat o zamanlar Adam Yayınları’na geçmişti, o benden rica etti, oraya geçmeye karar verdim. O arada Erdal Öz hayattayken Can Yayınları’ndan da bazı yazılarımın olduğu bir kitap yayınladık, o sıralar Radikal gazetesinde yazıyordum, oradaki köşe yazılarımızı derledik. O dönemden sonra deneme yazıları arka arkaya geldi. Başka yayınevleri süreci başladı, çünkü Adam Yayınları da kapanmıştı maalesef.

“Vaadini tutan bil bildiri”

Şiir de tek akım bence Garip Akımı’dır. Çünkü kimse bu alana dair kalkıp bir manifesto yazmamakla birlikte onu uzun süre uygulamamış, sonraki dönemleri fazlasıyla etkilememiştir. Garip Akımı ve o üç temsilcisi bunu başarmışlardır. Bu manifestonun karşılığını vermişlerdir. Karşılığını veremediğin bir manifesto, manifesto olmaz. Üniversitede de öğrencilerime şiir dersinde Garip Akımı’nı şöyle anlatıyorum, “Vaadini tutan bir bildiri”. Bu şiir anlayışını halka yaydılar. Halk bu şiiri daha çok benimsedi. Şiir yazılmaya başlandı halk tarafından. Garip Akımı kendi zamanında bu dönüşümü gördü, kısa sürede algılandı. Ama İkinci Yeni diye tabir edilen anlayış, kendi zamanında algılanamadı. Toplumsallıktan uzak bulundu. Şimdi okunuyor ancak zamanında herkes dalga geçiyordu. Hepsini tanıdım, Turgut Uyar’ı, Edip Cansever’i, Ülkü Tamer’i, Sezai Karakoç’u, Cemal Süreya’yı. Ece Ayhan’ın şiire bakışı beni daha çok etkilemiştir. Ece Ayhan, kimseye benzemezdi mesela. Onun şiir ona özeldi. Ayrıksıydı. İkinci Yeni akımına benzemezdi ama öyle anıldı. Ece’den şiir anlatmada, şiiri aktarmada, şiir bakış açısı olarak çok şey öğrendim. Derslerimde de onun öğretilerinden örneklerle anlatıyorum ya da onun öğretilerini geliştirerek anlatıyorum.

Şiir kimseye ait değildir, Şiir hepimizindir!

Ben de gazeller yazdım, nefesler yazdım, ara ara yazmaya da devam ediyorum. Benim için önemli bir deneyim. Ozanları, türküleri, deyişleri çok severim. Hatta ozanlar üzerine de yazarım, Âşık Mahsuni’den Neşet Ertaş’a birçok ozanı yazmışımdır. Mahsuni babamın yakın arkadaşıydı. Bize gelir, kalırdı. Çok severdik. Şuan da Kadir Has, Bahçeşehir ve 29 Mayıs’da dersler veriyorum, şiir, yazı, düşünce ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyorum ve Ataşehir Belediyesi’nin şiir festivallerini, atölyelerini düzenliyorum, seminer veriyorum. Ben iyimser bakıyorum. Şiir kimseye ait değildir. Kolektiftir. Şamanlıktan çıkmıştır şiir de. Hatta şiire isim bile yazmamak gerek. Hepimizindir. Bendir, İskender’dir, Birhan’dır, Cemal’dir, sendir. Bize aittir, hepimize. Biz o yüce şairleri şiirleri olduğu için sevdik, şiir var etti onları, bizi.  Hala da ilgi var. Her zaman iyidir şiirimiz. Şiir eskimez. Sadece kişiler okumazsa var olmaz. Okumuyorsa, kendi çapı için yoktur şiir. Okumuyoruz. Eski şiir, eski sinema, eski tiyatro diye bir şey var, yeni çok var her dalda, iyiler de. Bakmamız gerek, okumamız, izlememiz, dinlememiz gerek. Şiir içimizden gelen temel uğraşımızdır. Değerli kitaplar, kitapçılar var. Gidin şiir raflarına bakın kitapçılarda, şiir rafları raflarca doludur. Dolu şiir yazan kişi var hala.  Zaman onları kalıcı yapar, yani her dönemde yazılıyor şiir. Şiir sadece okurdan ilgi bekler. Sinema izlenir ve çıkarsın. Şiir öyle değil. Hep hayatımızda kalır. Para kazanmak için yazılmaz. Aşık olunmak için de yazılmaz. İçinden gelerek yazılır. Öğrencilerimden mesela çok sey öğreniyorum. O derslere giderken çok çalışıyorum. Nar’ın babasıyım. İnsanın çocuğu olunca her şeyi unutuyor. Ben de unutuyorum. Nar’la ilgileniyorum. 11 yaşında. Orta okula gidiyor, Dame De Sion’da okuyor. Onun için koşturuyorum. Son ve 30. Kitabım , yıllardır yazı yazıyorum, kitaplarım yayınlanıyorum, bu şiir kitabım çıktı ama hemen akabinde Cemal Süreyya hakkında kitap yayınlayacağım, sonra onları Ece Ayhan, Gülten Akın hakkında kitaplar takip edecek. Bu kitapta son şiirlerim var, yakın zaman şiirlerim hepsi, ayrıca bu kitabın son bölümünü Firuzan’ın “Parasız Yatılı” romanına atfettim, oradan pasajları şiir yaptım, oradan bölümlere şiir yazdım.

Reha Kadak/Öğretmenim Dergisi-Özel Haber

 

Yazar Öğretmenim Dergisi

Öğretmenim Dergisi

Diğer Haber

GÜÇLENDİK…

Öğretmenim Dergisi olarak yayıncılığa başladığımız ilk gün, ülkemizin kurucu ismi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir