Tüm Yazarlar
Eğitimci Yazar Mahmut Balcı'dan Eğitim Camiasında Tartışılacak Bir Yazı:

OKUL YÖNETİCİLERİNİN ETKİN SENDİKAYÖNETİCİSİ OLMASININ ETİKLİĞİ MESELESİ

Mahmut Balcı /Eğitimci Yazar

Sendika üyesi bir eğitimci olarak bu yazımda kamu görevi yapan okul yöneticilerinin hem kamu hizmeti yapması hem de üyesi olduğu sendikanın etkin bir yönetim kurulu üyesi olması hatta sendika başkanlığı gibi etkin bir görevi yapmasının ne kadar doğru olup olmadığı konusunu ele almaya çalışacağım. Yazımın konusu tüm sendikalardır. Yönetilenler genel anlamda görüşlerine katılmamış olsalar da idarecilerinin tercihleri doğrultusunda hareket ederler. Bazıları bunu samimiyetle yapar bazıları ise kerhen yapar. Üyesi olduğu sendikasına kızan, beklentileri karşılanmayan, sendikasının görüşlerindeki zikzakları gören veya iletişim kurmada sorun yaşayan bazı üyeler sendikası ile üyeliklerini, ilişkilerini sonlandırabilirler. Bazı üyeler ilkesel bazıları ise çıkarı gereği sendikalarını değiştirebilmekte. Konuyu bir örnekle açmak isterim. Okul idarecisi olduğum okulda a sendikasına üye olan bir kişi bir süre sonra hükümete b sendikasına üye oldu. Baktık ki bu yeni üye kısa süre bana ve diğer personele karşı farklı tavırlar geliştirmeye başladı. Üyesi olduğum sendikamız ise ‘Nasıl olsa müdür bey eski üyemiz.Bizi satmaz, başka sendikaya gitmez, istifa da etmez’ diye bizi dikkate almadı ve bu yeni üyelerin nazını, yanlışlarını görmezlikten geldi. Hatta yanlışlarını ödüllendirdi. Bu kişi ve onun gibi bazıları kısa süre içerisinde başarı belgesi aldılar, makam sahibi bile oldular… Tekrar ifade etmem gerekirse ben de sendikalıyım. Sendikanın gerekliliğine inanıyorum. Ceberrut devletlere ve yapılara karşı bireyin hak ve hukukunu savunan sivil toplum kuruluşlarına her zaman ihtiyaç olacaktır. Ben birileri gibi idareciliğe niyetlenince hükümete yakın, üyesi çok sendikaya üye olmadım.Zaten eskiden bu yana sendika üyeliğim vardı. Ben sendika yöneticilerinin kendi kontrollerinde olacak kişileri yönetici yapma tercihlerinin ağır bastığı bir dönemdeidarecilik yaptım. Üst makamların doğrularını eksiksiz yaptım. Ancak gördüğüm bazı yanlışları ise söylemekten geri durmadım. Biliyorum ki bu yönü ağır basan idareciler çok makbul görülmezler. İdarecilik yaptığım zamanlarda okulumun zaten birçok işi vardı. Dışarıya gidecek durumda da değildim. Biz okulda işimizi yapalım sendika da kendi işini yapsın diye düşündüm. Meğerse üst makamlar ve sendikamız için daha çok şey yapmamız gerektiğini idareciliğim sona erdikten sonra acı bir tecrübe olarak anladık. Bu acı gerçeği Esenler ilçesinin en zor ve adeta kaderine terkedilmiş bir okulunutoparlamaya çalışırken geçmiş zamanlara ait yönetmeliklere dayandırılan ve yönlendirilen (mahkeme kayıtlarındaki bilgilere göre) bir soruşturma sonucu; okul aile birliğine bağış yapması için velileri yönlendirmek, ön kayıt yapmak, öğrencilerle mülakat yapmak gibi işlediğim suçların karşılığı olarak, hakkımızda yapay bir algı oluşturularakidareciliğim sonlandırıldı. Anladım ki üyesi olduğum sendikamda beni her emre itaat edecek, sendikayaçok yararlı bir idareci üye olarak görmediği için olmalı ki hakkımda açılan soruşturmaya bigane kalmış.Çokta haksızlık yapmayalım birkaç kişi olup bitenlere tepki gösterdi, üzüntülerini ifade etti. Ancak birileribu vicdanlı arkadaşlara sanki‘siz detayları bilmiyorsunuz, siz işimize karışmayın’ demiş olmalı ki bu kişiler de ‘elimizden fazla bir şey gelmiyor’ diyerek bizden anlayış beklediler… (Konu mahkemede olduğu için burada konunun detaylarına girmeyeceğim. İnşallah adalet tecelli edersesonucu kamuoyu ile paylaşırım) Yazımı temellendirmek için izninizle üyesi olduğum sendikamızın kuruluş amacından bir alıntı yapmak istiyorum: ‘Güçlüyü haklı değil, haklıyı güçlü kılmak. Sendikal mücadelede her zaman sorumluluk bilinci içinde, yapıcı, uzlaşmacı ve ilkeli olmak.’ Bu noktada diyorum ki sendikalar kuruluş amaçlarına göre hareket etseler aslında pekte bir sorun kalmayacak. Lakin üzülerek belirteyim ki üyesi olduğum ebs birçok güzel işe imza atarken zaman zaman bazı yanlışlara da düşmektedir. Birkaç yıl önce sendikamızda istişareler olurdu. Şimdi istişare kültürü de zayıflamış.Böyle bir heyette yok. Bazı sivil toplum kuruluşları ve sendikalar güçlenince nedense istişare etmeyi de unutuyorlar. Çünkü istişare ederlerse önerilerinizi dikkate almaları gerekecektir. Ancak gel gör ki yeni sendikacıların önceliği daha çok üye yapmak, konjektürel tipleri makam sahibi yapmak olmuş. Allah bu vesileyle sendikamızın kurucu liderimize rahmet eylesin, yanlış yapan sendikacıları da ıslah etsin. Konunun daha iyi anlaşılması için dikkatinizi bir soruya yönlendirmek istiyorum: sendikanın yönetim kurulu kadrosunda yer alan bir kişi üyeler arasında yaşanan herhangi bir hukuki sorunun çözümünde tercihini kimden yana yapmalıdır? Eminim ki herkes hak ve adalet diyecektir. Ancak ne yazık ki işler pratikte öyle yürümüyor.Yukarıda zikrettiğim hakkımda açılan (kitabına uydurulup görevden alınmamı amaçlayan) soruşturmanın seyri hakkındaki tüm bilgileriüyesi olduğum sendikanın İstanbul’daki yetkililerine ilettim. Ancak gördüm ki ihtilafın taraflarından biri okul müdürü diğeri ise bir ilçe milli eğitim müdürü olunca sendikamız tercihini adaletten yana değil de güçlüden yana kullanıyormuş. Böyle olunca gereken müdahaleler de adilce yapılmıyor tabiki. Bu hakça tavrı göster(e)medikleri için yaşananları bilmeleri ve başka üyelerin mağduriyetlerine sebep olunmasın diye konuyu bu sefer üyesi olduğum sendikanın Ankara’daki genel merkez yetkililerine ilettim. Gecikmiş olsa da hala bir cevap bekliyorum. Belki de eğitim hatıralarımızda yer veririz… Bu anlattığım BU ÖRNEKLER KİŞİSELSORUN GİBİ GÖRÜNSE de son zamanlarda birçok yerde yaşanan bu tür üzücü ve mağdur edici olayların sıkça yaşandığına dair yazılar okuyoruz. Hukuki davlardan haberdar oluyoruz.Bu ise çok sayıda idarecinin canını yakıyor. Dile getirdiğim bu tür yanlış icraatların içerisinde olan, yanlışlara sebep olanların bu gücü ne yazık ki üyesi olduğu sendikadan alması daha üzücü bir durumdur. Yetkili konumdaki bazı kişilerin kendi üyelerini mağdur etmesi, okul idarecilerini kendi hallerine terk etmesi, yılların emekçi eğitimcilerini toy idarecilere ezdirmelerigibi konular üzerinde konuşulması, hakkında yazılar yazılması gereken konulardır. İşte tam bu konular sendikaların çözmesi gereken asli konulardır. Sendikasına veya idarecilerine yaranamayan ve mağdur edilen yöneticilerin yaşadıkları bu tür olumsuz olaylar duyarlı insanları şu sonuca götürüyor: Bu şekilde iş yapan bir idarecinin başında olduğu eğitim kurumunun; etik, tabiihukuka ve insani değerlere göre yönetildiğini söylemek gerçekten zordur. Şayet bir eğitim yöneticisi yerel siyasetçilere, parti başkanlarına, kendisine makam veren amirlerinin yanlış uygulamalarına ‘emriniz olur’ şeklinde cevap veriyor ise orada durmak gerekir. Bu sosyal ve yönetimdeki çürümeye karşı gelmek gerekir. Çünkü bu yanlışı yapan, ehliyet ve liyakat yoksunu sendikalı okul yöneticilerinin bu yanlış uygulamaları zamanla genel bir yanlış geleneğe, yanlış bir uygulamaya dönüşecektir. Bu yanlışlar bir sendikanın da itibar kaybına uğraması demektir. Tıpkı öğrencilerin ‘herkes böyle yapıyor’ demesi gibi. Elbette işini iyi yapan, sözünü ettiğim yanlışlardan uzak duran okul idarecileri var. Ancak son zamanlarda yaşanan şikayetler ve mağduriyetler konunun dikkate alınmasını zorunlu kıldı. İsterseniz genel anlamda okul idarecilerietik davranışların neresinde durmaktadır şeklinde bir sorunun cevabını yakın zamanda Öncü Okul Yöneticileri Derneğinde bir konuşma yapanbir uzmana bırakalım: ‘Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Komisyonu Eski Başkanı Prof. Dr. Bilal Eryılmaz’ın Türkiye’de etik konusunun yasakçı ve engelleyici bir bakışla ele alındığını söylemesi, ahlaklı olmak, “kurallara uymak” ve “yasaklardan kaçınmak” olarak tanımlandığında mesafe kat etmenin zor olduğunu söylemesi, bu yaklaşımda sürekli geri kalanlara göre kuralların değişeceğini, bu durumda da erdemli olanların erdem hassasiyetlerinin zedeleneceğini belirtmesi halimizi net olarak anlatmakta. Prof. Dr. Bilal Eryılmaz’ın önerisi ise “Kural Ahlâkı” yerine “Erdem Ahlâkı”nı önceleyen bir yaklaşım olmalı.’ (http://www.dunyabizim.com/havadis/27632/bilal-eryilmaz-okul-yoneticileri-kolaylastirici-olmali) Ben de okul idarecileri sendika üyesi olmalı görüşüne sahibim. Ancak ‘bir okul idarecisi üyesi olduğu sendikada etkin bir görev alırsa bunu bir şekilde görev yaptığı okul ortamına da yansıtır’ görüşü de dikkate alınmalıdır. Öğretmenlerin kendilerini baskı altında hissetmemeleri gerekir. Bir kurumun personeli genel olarak müdürünün isteği doğrultusunda hareket eder. Etik değerlere dikkat etmeyen bir okul müdürümakamdan aldığı güç ile bir süre sonra okulun imkânlarını, okul aile birliğinin bütçesini helal ve harama dikkat ederek kullanması gerekirken bu imkânları israfa kaçacak şekilde kullanması gibi bazı yanlış uygulamalara sebebiyet verebilir. Nitekim bu tür yanlışlar da olmakta. Hal böyle iken bazı okul müdürlerinin üyesi ve aktif görev aldığı sendikaya üye olması için öğretmenler üzerinde baskı kurması, ‘niye üyesi olduğum sendikaya üye olmuyorsun’ şeklindeki muhtemeltelkinleriöğretmenlere veya çalışanlara yapması dikkate alınması gereken bir vakıadır. Bilindiği üzere 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi sonrasında görüldü ki birçok öğretmen Feto yanlısı bir okul müdürünün teşviki ile paralel devletten yana olan sendikaya üye olma suçu işledi diye Fetö zanlısı öğretmen olarak kayıtlara geçti. Bir anlamda bazı öğretmenler müdürlerinin mağduru oldular. Bazıları ise mağduriyetlerinin giderilmesini beklemektedir. Okul müdürlerinin sendikaların yönetim kurullarında aktif görev almalarının bir sakıncası da şudur: şayet bir okul idarecisi üyesi olduğu sendikada aktif bir görev alır ise okulun işleri mutlaka aksar. Müdürü arayanlar onu okulda bulamazlar. ‘Müdür Nerede’ sorusuna ilk verilecek cevap: ‘müdür ilçede toplantıda.’ olacaktır. Halbuki ilçede olduğu söylenen müdürlerin bazıları okulda olmalı iken bir bakıyorsunuz müdür sendikal faaliyetler ve daha çok üye kaydı yapmak için okulları dolaşmakta. Üzerinde kafa yorulduğu zaman bu tür davranışlarınetik kurallarıihlal etmek ve yanlış örneklik olduğu görülecektir. Bir okul müdürünün başka okullarda, başka ortamlarda göreceği birçok farklı örneği görmesi için zaman zaman kurum dışına çıkması gerekir. Ancak bunları yaparken okul müdürünün birinci görevinin sendikacılık değil eğitim ve öğretimi en iyi şekilde yönetmek olduğunu da bilmesi gerekir. Bir okul müdürü birkaç göz boyayan icraatla bir okulda eğitim iklimini oluşturamaz. Bu yanlışlar eleştirilmez ise bu yanlış uygulamalar zamanla eğitim yöneticileri için doğru yol olmaya başlar.Bu hem etik hem de ahlaki olmaz. Milli Eğitim Bakanlığının yönetici atama yönetmeliğinde bu hususlara dikkat etmesi ve sendikaların da bu tür hak ihlali olan, etik ve ahlaki olmayan konuları yeniden ele alması gerekir. Bu sendikaları da yıpratmaktan kurtarır. Çünkü sendikalı da olsa eğitim yöneticilerinin batılı anlamı ile etik; doğulu anlamı ile ahlaki ilkelere daha çok dikkat etmeleri gerekir. Kurulurken ilkelerin sendikası olarak kurulan eğitim sendikalarının bu ilkeleri bir kenara bırakıp çıkarların sendikası olmaya doğru evrilmeleri eminim ki birçok kişiyi rahatsız etmektedir. Partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçilen bir ülkede okul idarecileri de sendika üyesi olmalı. Ancak okul idarecileri okuldaki ortamı sadece üyesi olduğu sendikanın lehine değilherkesin lehine olacak icraatlara zemin hazırlamalı.Çünkü eğitim sosyal barışın hakim olduğu ortamlarında daha etkili sonuçlar verecektir.

24 Kasım Öğretmenler

Op. Dr. Aytekin Ertuğrul draertugrul@hotmail.com

24 Kasım öğretmenler günüdür. Herkes her yazar bütün bu saçma sapan aymazlıkları( Hayat pahalılığını enflasyonu iç siyasetteki Baş Cumhurbaşkanlığı tartışmalarını ve 15 Haziran darbe teşebbüsünü vs.) bir kenara bırakarak öğretmenler gününü yazmalıdır.

Öğretmenler günü nedir nereden gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra her şey yüce dinimizin hadis-i Şeriflerinin emri olan bilime göre yapılmaya başlanmıştır. Yüce Peygamberimizin “ Bilim Çin’de bile olsa gidin alın” hadisi şerifi de hayata geçirilmiştir. Yani Türk milleti 1600 tarihinden bu yana Haçlı tuzakları ile her bilimde ilerlemeye “Gâvur icadı” dedirtilerek Müslümanlıktan da uzaklaştırılan büyük Türk milleti bilime dönerek Yüce Müslümanlığa da dönmüştür. Bu nedenle öğretmenlik ve okullar önem kazanmıştır. Öğretmenlik toplumun en önemli mesleği olmuştur. Şüphesiz ki bilim aydınlığına dönen büyük Türk Milleti 10. yıl marşında belirtildiği gibi 10 yılda her savaştan açık alınla çıkacak kadar büyük başarılara imza atmaya başlamıştır. Millet mektepleri kurulmuş her tarafta Yüce Müslümanlığın da daha ilerilere ve yücelere götürülmesi için 300 yılda bilimden uzaklaşılarak içine düştüğümüz çukurdan çıkmaya başlanılmıştır. İşte bu başarılar sürerken 24 Kasım 1928 de Atatürk'e Millet Mektepleri Başöğretmenliği önerilmiştir. Atatürk bunu sevinçle ve gururla kabul etmiştir. Ancak bu tarihi an yıllarca unutulmuştur. 12 Eylül 1980 müdahalesinde Milli Eğitim bakanı yardımcısı görevini deruhte eden Öğretmen Tuğgeneral Osman Güngör Feyzoğlu’nun girişimleri ve yüksek gayretleri ile Öğretmenler günü olarak ilan edilmiştir. Her yıl kutlanan öğretmenler günü işte budur. Kutlu olsun.

Herkes öğretmen olamaz ama herkes birden fazla öğretmenin ürünüdür. Atatürk bu nedenle öğretmene önem ve değer vermiştir. Atatürk öğretmenlere şu direktifi vermiştir. Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yaşatacak ve yükseltecek yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. “Bilim Çin’de bile olsa gidin alın” diyen yüce Allah’ın vahiy yolu ile gönderdiği emir” OKU” olan bir millete zaten bu yakışırdı demeye kalmadan Haçlı saldırıları da başlamıştır. Düşman tanımı birçok adet vardır ama bence en doğrusu şudur. “Düşman elindekini alan seni ilerletmeyendir” Elinde ne alacak düşman para mal mülk alacak ama senin bunları geri almana yarayacak bilgiyi öğrenmeni de önleyecektir.

Atamızın gününde Atatürk parası ile 80 kuruş olan bir ABD doları bu gün ( 17 Kasım 2016) itibari ile 3.323.000 TL dir. Bölersek 3.323.000:0,8=3.896.000 dır. Yani Atatürk gününden bu yana paramız 3.896.000 defa ezilmiştir. Paramızı elimizden alan haçlılar bunları geri almamızı da doğal olarak istemezler. Bu amaçla dâhildeki işbirliği yaptıklarını görevlendirmişlerdir. Bu kadar buhran yaşıyoruz bu kadar katliam yaşıyoruz bu kadar eziliyoruz bu kadar hayatımız pahalanıyor ama bunların çaresi ve ilk şartı DENK bütçe diyen öğreten bir öğretmenimiz yok. Bu çektiklerimiz açık bütçeden kaynaklanıyor diyen yok. Açık bütçeler yapılarak Türk milletinin cebinden paraları sofrasından yiyecekleri alınıyor diyen yok. Ancak, Türk milletinin DENK bütçe öğretmenleri vardır. Bu öğretmenler gününde başöğretmenimizden ve yardımcısından biraz DENK bütçe dersi alalım mı ne dersiniz.

Baş Öğretmen Atatürk Dershanesinden: Bu günkü savaşmalarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığı bütün ancak mali bağımsızlıkla mümkündür. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve DENK olmasıdır

Okul Yönetimi ve Liderlik

Eğitim ve öğretim sürecinde en ağır yükü, okul yöneticileri ve öğretmenler üstlenmektedir. Eğitim kadrosu olarak adlandırdığımız bu birimler, müfredat programlarının düzenlenişi, okulun ve eğitimin teşkilatlanması kadar önemlidir. Mükemmel bir teşkilata ve müfredat programına rağmen iyi yetişmiş ve başarılı bir eğitim kadrosunun olmaması durumunda, eğitim faaliyetlerinden beklenen yararı elde etmek mümkün değildir. Bu nedenle ancak her bakımdan birbiriyle uyumlu bir okul yöneticisi ve öğretmenler topluluğu eğitim görevini başarı ile yerine getirebilir. Bu süreçte okul yöneticisi, öğretmenleri ve diğer personeli (müdür yardımcısı, memur, hizmetli vb.) etkili bir şekilde yönetme, okulun fiziki şartlarını düzenleme, çevreyle iyi ilişkiler geliştirme, öğrencilerin her açıdan gelişimini takip etme gibi sorumlulukları yerine getirmekle görevlidir. Öğretmenlerin motivasyonlarını etkileyen pek çok unsurdan söz etmek mümkün olsa da yapılan araştırmalar, okulda öğretmenin motivasyonunu artıran en önemli etmenin okul yöneticisi olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Özellikle hiçbir şey olamasamda bari öğretmen olurum, gibi olumsuz söylemlerin geliştirildiği ve ücret durumunun tatminkâr olarak kabul edilmediği, buna paralel olarak örgütsel adanmışlık düzeylerinin düşük görüldüğü ülkemizde, öğretmenlerin yaptıkları işten mutlu olmaları ve zevk almaları için motivasyon önemli ve zorunlu bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğretmenlerin güvenli, kendilerini özgür, dürüst, takdir edilen ve zaman zaman görüşlerine başvurulan bir ortamda daha başarılı olacaklarına olan inançları, yapılan araştırmalarda önemle üzerinde durulan konular olmuştur. Yöneticinin tutum ve davranışları öğretmenin çalışma ortamındaki başarısını doğrudan etkilemektedir. Öğretmen, okul yönetimi hakkında fikirlerini rahatlıkla söyleyebilmeli, okul yöneticileri de buna açık ve hazır olmalıdır. Eğer müdür yapılan eleştiriler konusunda açık olursa öğretmen kararlara katılmada daha istekli olacaktır. Ders işlenmesi sırasında gereken her türlü yardımın öğretmene sağlanması işleri kolaylaştıracaktır. Öğretmenlerin ihtiyacı olan araç, gereç, salon, çeşitli elektronik aletler gibi öğretmenin hizmetine sunulması hatta ihtiyacı olduğu zaman birilerinin destek olmasını sağlama, aranan özellikler arasında olmaktadır. Yönetim içindeki herkesin sorumluluklarını bilmesi yetki ve görev gaspına sebebiyet vermeyen huzurlu bir çalışma ortamı hazırlar. Okul yöneticilerinden beklenilen okuldaki bütün personelin görevlerini, yetki ve sorumluluk alanlarını belirlemesidir. Böylece personel yapacağı işi açık bir şekilde bilecek ve yapacaktır. Okul yöneticisi zaman zaman sorumluluğu öğretmene vererek öğretmenin yeteneklerinde bir güven sağlayıp öğretmeni eğitim sürecinin vazgeçilmez temel parçası haline getirmelidir. Bir başarı durumunda takdir edilmek hemen herkesin motive eden çok önemli bir unsurdur. Bu okul personelinden gerçekten hakkı olan kişilere yazılı ve sözlü olarak açıkça yapılırsa, başarılı kişide belirli bir tatmin oluştururken, diğer çalışanları da olumlu olarak etkiler. Yöneticilerin performansı artırabilmek için okul ortamını öğretmenler için cazip hale getirmelerinde önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğretmenlerin çalışma ortamlarında isteklendirilmeleri, dinamik tutulmaları başarının temel taşlarındandır. Birçok işlevi olan okulun bunları yerine getirebilmesi; öğrencinin gereksinimlerini karşılayacak ve okulun amaçlarını gerçekleştirecek bir fiziksel yapıya, nitelikli öğretmenlere, nitelikli yöneticilere, okul-veli iletişimine ve bunların birlikteliğinin sonunda oluşacak olumlu atmosfere bağlıdır. Okul yöneticileri, okul örgütünü başarıya ulaştıracak, öğretmenleri dinamik tutacak ve öğrencileri de istekli kılacak yeni liderlik rolleri için de her zaman hazır olmalıdırlar. Bütün bunlar huzurlu ve istekli bir çalışma ortamı için temel niteliklerdir. Buradan da anlaşılacağı gibi, etkili bir eğitim-öğretim için, müdürlerin liderlik rolleri, uygun bir okul-sınıf ortamı, verimli öğretmen-öğrenci iletişimi ve düzenli bir sosyal çevreye ihtiyaç duymaktadır. İletişim kaynakları zenginleştiren eğitim işinin organizasyonunu iyi yapan okulların bireye ve topluma katacağı katma değer ulusun yükselmesinde en büyük rolü alacaktır. Okullara yönetici seçimi ve ataması gibi önemli konuda adaylarda sosyal beceriler ve insan ilişkileri becerilerini de sorgulayan bazı ölçütler getirilmesi kaçınılmazdır. Okul yöneticileri dünyadaki hızlı değişime ayak uydurması gerekiyor. Okul yöneticileri sürekli değişim ve gelişim içinde olmalı. Unutulmamalı ki; ‘’Bir okul, müdürü kadar okuldur!’’

İtiraf Ediyorum

İTİRAF EDİYORUM BENDE MOBBİNGLİYİM

Ülkemiz acılar ve şiddet ülkesidir. Ülkemizde iki uçta yaşamak bir seçimdir, başka bir şansınızda yoktur. Şiddet uygularsınız ya da acı çekersiniz, maalesef diyorum evet maalesef ortası yok. Çocukluktan itibaren ailede, okulda, sokakta ve işyerinde hep şiddet görürüz. Görürüz diyorum şiddeti sık sık görmek ve duymak da bir şiddettir. Haberlerde en çok rastladığımız haber yine şiddet haberleri değilmi? Ruhunuzun acıması için mutlaka mağdur olarak seçilmiş olmanız gerekmez. Başka insanların çektiği acılara şahit olmak da ruhunuzu acıtır. Bu ülkede kimi dinlesem Mobbing mağduru,şiddet mağduru şaka yollu birkaç kişinin ben zorbayım demesinden başka hala zorbaya rastlamadım. Herkes mağdur,peki bu mağdurların zorbaları nerede.Mobbing uygulayıcıları aslında yanı başımız da, bizlerle birlikte yaşıyorlar. Dürüstlüğü, insan sevgisini, meslek etiğini,dini ve ahlakı değerleri sınırsızca kullanıyorlar.

Ülkemizin milyonlarca çalışanının büyük çoğunluğu potansiyel psikolojik taciz ( Mobbing)kurbanı olarak inim inim inliyor. Mobbinge uğrayanlar arasında eğitimciler ve sağlıkçılar hiçde küçümsenmeyecek kadar çok.Mobbingin uygulandığı çalışanların inim inim inlediği çalışma ortamında mutluluk olurumu, huzur olur mu, verimlilik olur mu? Olmaz tabikide.

Ülkemizde hemen hemen her sektörde binlerce insan Mobbinge uğruyor, ruhu acıyor ve bizlerde seyrediyoruz. Ülkemizde öğretmenler,öğretim görevlileri, işçiler, mühendisler, doktorlar, hemşireler, idari memurlar, askerler, polisler herkes çalıştığı ortamda psikolojik tacize(Mobbing) maruz kalıyor. Hiçbir kimsenin, psikolojik tacize maruz kalmasını normal ve olağan karşılamıyorum. Ancak bir ülkenin adalet kapısı olan hâkimi, savcısı, avukatı Mobbinge maruz kalıyorsa ne olacak? Burası nasıl bir ülke, biz neden birbirimize eziyet ediyoruz? Bize neler oluyor? Kendisi Mobbing kurbanı olan bir insan başkasına nasıl yardım edebilir? Mobbing kurbanları bir bezginlik hali yaşarken kendilerine bile yardım edemezler.Bir idareci mobbinge uğrarken çalışanına nasıl yardımcı olabilirki? Başkalarına nasıl yardım edebilirler ki…

Mobbing insanlık suçudur.Acizliğin ta kendisidir.Üstünlük kuramayan,kendisini ifade edemeyen, insanların başvurduğu kurtuluş metodudur.Çalışma arkadaşını veya çalışanını işten çıkartmak, işten soğutmak için ve işyerinden kaçırtmak için yapılan eziyet alçaklığın en kötüsüdür. Bir insan, bir başka insana yaptığı iyilik ölçüsünde insan, yaptığı kötülük ölçütünde ise insanlıktan uzaklaşır. Mobbing uygulayıcısını tarif edecek kelime bulamıyorum. Mobbingci, yaptığı fena işlerle kendi iç dünyasını, kişiliğini, karakterini, ruh halini ortaya koyar. Mobbinge uyrayan yani mağdur aslında çok onurlu çok gururlu ve çalışkan bi bireydir. Bir insan dürüst, kişilikli, onurlu, cesur, çalışkan zeki, yenilikçi ve donanımlı ise ya gerçekten mağdur olmuştur ya da potansiyel mağdurdur.

Ama iki kişilikli, ikiyüzlü, yalancı, korkak, şahsiyetsiz, cahil, donanımsız, kıskanç ve onursuz ise bu kişi ya mobbing uygulayıcısı yada potansiyel mobbingci olmak yolunda emin adımlarla ilerlemektedir,Mobbing uygulayıcısı adayıdır.

Her akşam haber bültenlerinde o kadar çok şiddet izliyoruz ki evet artık hepimiz mobbinge maruz kalır olduk.İtiraf ediyorum artık bende mobbingliyim.

Erhan SARICA MART 2013

Lider Gazetesi ve Öğretmenim Dergisi

   2012 Ocak sayımızda sizlere yeni bir süpriz yaparak dergimiz eki LİDER gazetemizle de karşınıza çıktık. Yayın organları kamuoyu karşısına çıkıncaya kadar kişilerin çıktıktan sonra ise herkesin ve her kesimin olurlar.   Bizim bu yayın yolculuğunda daha çok kat etmeyi düşündüğümüz mesafeler var. Ama biliyoruz ki herşeyin başı da sonu da sabır. Sabretmek gerek bir derviş edasıyla. Öğretmenim Dergisi'nin ilk sayılarında yazmıştık, gazetecilik ve hele hele bağımsız gazetecilik, kalemi satmaktansa kırmanın yeğlendiği gazetecilik çok zor evet çok zor. İşte biz hem bağımsız kalmak ve hem de özgür olmak istiyoruz. Siyasi bir anlam yüklenmeyecekse eğer, bir ağaç gibi hür ve özgür ve bir orman gibi kardeşçesine.. Herşeyin ama her şeyin farkındayız. Gören göze, duyan kulağa ve seven bir beyne sahibiz. İçinden geçtiğimiz zaman tünelinin de farkındayız ama umudumuzu yitirmiş değiliz. İnanıyoruz ki bir gün yaşanılanlardan ötürü tarih gazetecileri yargıladığında hiç bir gazetecinin "görmedim-duymadım-bilmiyorum" deme lüksü olmayacak, sağcısıyla-solcusuyla, hükümet yanlısıyla- karşıtıyla bütün gazeteciler  "haber kutsal" ilkesini hayata geçirip, haberlere haberci gözüyle baktıklarında umuyorum en son okuduğum kitap olan Can Dündar'ın çocuğuna olan sorumluluk duygusu içerisinde kitaplaştırdığı "savaşta sen ne yaptı baba?" sorusu bizlere "siz bu ülke geleceği için ne yaptınız?" sorusu sorulmasın diye gazetemiz LİDER'i de sizlere emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla..........  

Öğretmenler Günü ve Özel Sayımız

    Dergimizin/derginizin son sayılarında EDİTÖR köşesinde genellikle konuk yazarlar oluyordu. Bu sayı yani Öğretmenim Dergisi’nin gelenekselleştirdiği Öğretmenler Günü özel sayısında, bu sayımıza gösterilen ilgi ve verilen desteğe teşekkür etme adına biz yazalım istedik. Destek veren ve bizi yüreklendiren herkese sonsuz teşekkürler.

    Biz ÖĞRETMENİZ. Öğretmenliğin yakıcı kutsiyetini en iyi bilen, öğretmenlik sorumluluğunun sırtımıza yüklediği yüklerin ağırlığının altında ezilmeyen, gece gündüz yılın 365 günü ve 24 saati telefonları daima öğrencilerine açık olan ve yıllar sonra yolda karşılaştığı, kendisinin tanıyamadığı ama öğrencisinin tanıdığı ve “hocaaaaaaamm” nidalarıyla seslendiği ve bu seslenişle yılların bütün yorgunluklarını üzerinden atan ve kalbi sadece bu ülke geleceği için çarpan, milyonluk eğitim ordusunun sadece bir çalışanıyız.

     Öğretmenler Günü’nde okul kapısına dayanan çiçekçiden, evden aldığı 1 liralık harçlığı ile o gün kantinden bir şey almayıp öğretmenine bir çiçek almayı yeğleyen öğrencilerin öğretmeniyiz. Getirdiği çiçeği vermek için önünde kuyruk oluşturan öğretmene sadece sarılmayı düşleyen öğrencilerin öğretmeniyiz. Öğrencisine kıyamadığı ve günlük harçlığını harcamaması için çiçek dahi istemediğini söylediğinde ağlayan öğrencilerin öğretmeniyiz. Devlet okullarında ve daha ziyade yoksul kesim öğrencilerinin yaşadığı ve yaşattığı bu duygu karmaşasıyla beraber, bir de altında ki ciple okula gelen ve öğretmeni aklınca aldığı pahalı hediye ile alt edeceğini ve ezeceğini düşünebilen öğrencilerin de öğretmeniyiz. Belki biz ve bizim kuşak değil ama bizden önceki öğretmen ağabeylerimizin yetiştirdiği ülke yöneticilerinin yönettiği ülkenin öğretmeniyiz. Bizim genlerimizde olan ve atalarımızın, Fatih’in ve Mustafa Kemal’in öğretmene gösterdiği sevgi ve saygıyı bugün de hak eden ve bekleyen öğretmenleriz. Kısaca; bugün yarını sağlam temellere oturtmak için çaba gösteren ama bu çabanın karşılığını bazen emek verdiği öğrencisinin bıçak darbeleriyle ödeyen bazen de velinin en vahşi saldırısı karşısında şaşkınlıktan konuşamayan öğretmenleriz. Kendisini koruyamayanların da çaresizliğe mahkûm edenlerin de öğretmeniyiz ve biz öğretmeniz.  Dağdaki teröristin de, Gezi parkında gösteride bulunanların da ve onlara müdahale etmek zorunda kalan ama kendi vatandaşına müdahale ile asla ama asla destan yazmayan polislerin de öğretmeniyiz. İyisiyle kötüsüyle, sevabıyla günahıyla, geçmişiyle geleceğiyle BİZ bu ülkenin sevdalıları ve öğretmenleriyiz.

     Onun için fazla söze gerek kalmadan emeklisiyle, çalışanıyla, atanamayıp görev bekleyeniyle kadrolu çalışanıyla,  okul öncesi ile üniversitede ki hocasıyla, branşı ne olursa olsun ama öğretmen olan bütün  öğretmenlerimizin  ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN

Aktif Ziyaretçi: 2 Bugün Gelen: 1490 Dün Gelen: 4240 Toplam Ziyaretçi: 1108869