SİZDEN GELENLER

                                      SİZDEN GELENLER

ÇİÇEKLER 

Çiçekler ne güzel açıyor

Her taraf mutluluk doluyor

Hep insanlar çiçek yetiştirmek istiyor

Arılar bize bal yapıyor

Ben çiçekleri çok seviyorum

       Elif BIYIK (10 yaşında ilkokul öğrencisi)


 Çocukluğum 

Yağan yağmur damlalarında, eriyen kar tanelerinde, kaldı çocukluğum
Baharın yeşilinde, denizin mavisinde, soldu çocukluğum
Rengarenk misketlerde, patlak lastik toplarda, kayboldu çocukluğum
Bisiklet hayalinde, siyah beyaz filimde düş oldu çocukluğum

Loş kokulu sınıfta, kırık tahta sırada, toz oldu çocukluğum
Küçücük bir bedende, titrek minik yürekte, köz oldu çocukluğum
Masun duran yüzlerde, ıslak ıslak gözlerde, yaş oldu çocukluğum
Şefkatsız kişilerde, acımasız elerde, kahroldu çocukluğum

Coşkulu sevinçlerde, o içli hüzünlerde, yaşandı çocukluğum
Korkulu gecelerde, telaşlı gündüzlerde, gam oldu çocukluğum
Basık suskun duyguda, ezik mazlum çocukta, sus oldu çocukluğum
Maskeli toplumlarda, karanlık şehirlerde, sis oldu çocukluğum

Belimde ağır yükte, elimdeki nasırda, taşlaştı çocukluğum
Tatlı tatlı rüyada, kesilen uykularda, yel oldu çocukluğum
Kayan herbir yıldızda, akan her dakikada, tükendi çocukluğum
Zamanın bir yerinde, evrenin derininde, kabr oldu çocukluğum

 

 

 

 

BABAM

her beyaz saçında bir şifre saklı
kim ak düşürdü saçına baba
anlına düşmüş yorgun çizgiler
hangi kalem çizdi bunları baba

gitmediğin gurbet ellermi kaldı
çekmediğin kahır,çilemi vardı
dertler yağmur gibi üstüne yağdı
hangi yük belin büktü be baba

gülmeyen yüzün taşlaşmış sanki
çökmüş bedenin paslanmış belki
yılar senden ne çok şey çalmış
canlı gözlerinde fer sönmüş baba

sırtında gam yüklü kambur oluşmuş
darbenin hasını dostların vurmuş
içine atıkça kor ateş olmuş
çok feci yakmışlar canını baba

bazen derin derin dalıp gidersin
bedenin burada sen uzaktasın
bir yıldız gibi kaydı hayatın
mum gibi eridin,eridin baba

narindi yüreğin gül gibi soldu
bahardı mevsimin hazana döndü
sen sevgi ektin,nefret yeşerdi
kardeşin bile terk etti baba

dünya hali gelir geçer fanidir
kafana takma deymez,boş ver be baba
onurunla yaşadın ömrün boyunca
felek utansın,başı dik adam,mert babam

 

Salih Çetin

Kül ve Ateş

Bir iç savaş, kendini aşamayan bir patlama bendeki sen
Kimliksiz bir durum, tanısı ve teşhisi olmayan bir vahamet
Bir yar/dan düşmek, ölmeden, ölmek korkusuyla hep
Küllerinden alev beklediğim ateş, kül ateşine dönüşmüş umut
Hiç bu kadar ümitsiz olmamıştı umut, hep vardı bildiğim
Yanılgı; geçen her salise ömürden, arayış; evrende kavramsal yok
Kavramlardan ibaret varla yok arasındaki sen/varın düşünsel hali
Yokluğun açlığım, ne istediğini bilmeyen obur bir çocuk
İsteğim masum, ölen annesini isteyen bebeğin gözyaşları kadar umarsız
Renklerim karmaşık; gri, siyah, mor. Kurşuni, bakır ve de kor
Lisanım; modern çağın ilkel insanına has, düğümlü her telaffuz
Gözlerin mavi gökyüzü kadar uzak, kapkara bulutlar aramızda yar/uçurum)

Salih ÇETİN  Van Erciş Zübeyde Hanım Anaokulu Müdürü Şair/Yazar

 

ANNELERDİR SEVGİMİZİN HİÇ SOLMAYAN ÇİÇEĞİ

Anneler yeşertir gönül bahçemizdeki bahçeleri bağları

Sevecenliğiyle eritir umduğumuz dağlardaki karları

Doruğa eriştirir içimizdeki düşünceleri duyguları

Annelerdir bizi koruyan kötüden çirkinden zalimden

Tertemiz sevgileriyle gökyüzümüzü maviye boyayan

Anneler açtırır benliğimizde gökkuşağı renkli çiçeği

Onunla öğreniriz doğruyu iyiyi güzeli özveriyi

Bilelim, görelim bu gerçeği; yaşayalım, yaşatalım sevgiyi

Erhan Tığlı

erhantigli@mynet.com

  YAĞMUR SENFONİSİ                   

‘’Tanrı yağmurdadır’’

İnsansa ölümde

İyiden iyiye anlıyorum yaklaştığını yağmurun

Korkuyorum,

Ne zaman yağmurda biri yürüse…

                                                    Abdullah Erul

 

Bilemiyorum
Gözlerindi belki beni benden alan
Ya da sözlerindi kalbimi yaralayan

Bilemiyorum.

Bir bakışınla ağzım kulaklarımdaydı
Ya da gülüşündü bunu bana yapan

Bilemiyorum.

Kolaydı mutlu olmam yanımdalığınla
Ya da sadece mutlu ediyordun varlığınla

Bilemiyorum.

Soruyorum kalmalı mıydın herşeyden habersiz
Ya da gitmeli miydin bırakarak çaresiz

Bilemiyorum.              UFUK UÇA

PORTAKAL KOKULU ŞEHİRDEN



Hadi tut
Kaldır üzerimdeki pulu.
Yırt ellerinle
Ve aç
Beni oku...
Neler yazmışım sana
Bir aşk mektubuysa bu…


Hadi tut
Çıkar beni içinden.
Dörde katladığım kalbimi
Al benden.
Sana gönderdim onu
Portakal kokulu
Şehirden.


Hadi al…
Hadi al…
Hadi al beni benden…


Çölünden bir damla su, sun bana.
İçeyim
Kanamaya kanamaya sunduğun suya…
Doyamayayım
Sana…
Gel…
Hadi artık 
Gel…
Son verelim mektuba.



Hatice Kübra ÖKTEM

03.08.2010/SALI

22.42

Aktif Ziyaretçi: 2 Bugün Gelen: 155 Dün Gelen: 667 Toplam Ziyaretçi: 1005340